selam geleceğimin genç dahileri;
has memleketim diye tanımladığım amasya’da doğumun gerçekleşmesinden itibaren (bunu da niye sürekli vurguluyosam) her geçen gün hücrelerime yenilerini ekledim. fiziken yaşımın olgunluğuna erişemesem de gitgide devasalaşmam heyecan vericiydi. lisede henüz hazırlıktayken boyumun kısalığı ile dalga geçenleri her gün 12 tane yediğim danone ile (tabi bilmiyorlar) 4. senenin sonunda geçmeyi başardım ve “aferim bizden uzunsun, boyun mu uzadı hıh” diye nispet yapanları da manasız bakışlarla izledim. bu kadar işe yarayacağını bilmiyordum.
tabi sürekli arşa yaklaşırken bir yandan da nüfus cüzdanımda yazan tarihten de uzaklaşıyordum. ”acaba doğum günün geçince hangi yaşı söylersin” kavgalarını bir kenara bırakmadan her sene haneme bir sayı daha ekledim. insanlara birşeyleri anlatması zor ahbaplar. tüm hayatımı bu adadım zaten. (deeermişim)
lise 2′de verip çığır açtığım değişiklik kararından sonra istikrarsız ama bilmemne bir çalışmanın ardından hukuk fuckültesini kazandığım (ehehehh kazanmışmış buna gülerim işte) haberinden sonra az çok ileriki hayatımda hangi haltları yiyebileceğim belirginleşmişti. tabi bu fakülteyi bitirdikten sonra illa ki bununla ilgili meslek yapmak zorunda değildim ama boşu boşuna okumamış olmak için de birşeyler düşünürdüm. neyse bunlar için daha erken. biz ihtimalleri gözden geçirelim.
tabi bu hukukçu sıfatına nail olabilmek için en kısa yollardan birisi “avukatlık” olmalı. 4 yıllık lisans eğitimi ve 12 ay stajın ardından ehliyet belgeniz ile birlikte ülkenin her yerinde bu işi yapabilirmişsiniz. ama bilirsiniz işte. yalan, dolan, stres, falan filan derken zaten ortalığın avukat kaynadığı bir yerde yanınızda şansınızla birlikte diğer türlü meziyetlerinizi de barındırmalısınız. bu konuyu derinlemesine incelemedim ama bir yabancı dil, hitabet yeteneği, ikna kabiliyeti, esneklik katsayısı… (heheh) bunlar önemli şeyler. yine de kendimize taktığımız (yavaş kime ne takıon) “advocate” nickinden de ipucu elde edileceği üzere en yakını bu gibi. kendimi öyle hissediyorum. bilmem ileride ne olur..
sonra bir de hakimlik-savcılık olayı var. adli veya idari hakimlik, cumhuriyet savcılığı ve benzerleri çok fiyakalı ve toplumda saygınlığı olan meslekler. çoğunluk sizden korktuğu veya çekindiği için herhalde. bunun için de ilgili sınavı ve mülakatı geçme muvaffakatiyetine nail olursanız (öerrgh ağdalı dil buymuş işte) ankara’daki merkezde programa katıldıktan ve memleketinizde yapmanız gereken görevinizi tamamladıktan sonra atanmayı bekleyebilirsiniz. bu işler de olgun gözükme, soğukkanlı olma, arkadaşlığı ve işi karıştırmama, hakkaniyet sınırları içerisinde hareket etme, yeri geldiğinde taş kalpli olma gibi insanın kalıplarını netleştiren meslekler olmasına karşılık havalı dahi gözükse bugün itibariyle pek yanına yanaşabileceğim meslekler gibi durmuyor. ileride ne olur bilemem tabi..
sonra bir de kpps ile girilebilen bölümler var ki en kaymaklısı da kaymakamlık heralde. şöyle fena mı olurdu, kaymakam olsak babamızı özel arabamızla evinden aldırsak, makamımıza getirsek, sonra o da dese “puaah kaymakam olmuşun adam olamamışın bak ayağına getirtion”, sonra biz de gülümsesek “bu da geçer sıkma canını” desek.? bunlar azımsanacak şeyler değil dostlar. bilmezsiniz deli yetki var bu adamlarda. sonra yine bu kpss sınavı ile devletin farklı kademelerini kollarını açmış şekilde yakalamışken onlara sarılabilirsiniz ama meşakkatli işte. iyi çalışmak lazım. kondisyon lazım.
gördüğünüz gibi hedefsiz bir şekilde oradan oraya savruluyorum. hayatta da zaten bugün varız yarın yokuz. sırası gelince bi icabına bakarız. belki de en iyisi bu ha?
güzel kapanışlar, sıcaklara dikkat edin..

0 Yanıt, “büyüyünce ne olacaksın sorusuna alternatif cevaplar”